17 Mart 2017 Cuma

oralet

uçak hangarına bisikletini park ettikten sonra uçmanın fazla fantastik olduğu kanısı güçlenmeye başladı. fazla fantastik şeyler de uçuşmaya başladı etrafında. düşünerek değil de görerek algılayabilen biri olduğunu bilmesine rağmen yine de şaşırdı. fazla fantastik şeyler görmeye başlamasına. kendi fantezi sınırlarını kendi çizse de o kadar da olmaz artık denilebilecek şeyleri algılamaya devam ediyordu. sınırlarını gözden geçirme kararı aldı. bisikletini kilitledi. tekerine bir tekme attı ki böyle bir alışkanlığı edinme sebebinin saçmalığına gülümsüyordu bu arada. az tekeri patlamamıştı. az patlak tekerle karşılaşmamıştı. uçak hangarlarında. tekerden ne istiyorsunuz sanki. bir tekerin içine hapsedilmiş hava mı eksik kaldı dünyada. daha mühim eksikleri gidermek için neden uğraş vermez bu insanlar. bunları da dert edinmekten vazgeçiyorum artık diyerek hangardan çıkmaya başladı. hava yeni kararmış. bir iki baykuş sesi eşliğinde hangarın da kapısı kapanmaya başlamıştı. mevsime uygun düştüğü ölçüde sıcak ama mevsimle alakasız şekilde yağışlıydı her yer. zemin ıslak. toprak yumuşaktı. yavaşça parke taşının bir tanesine ayağını sürterek. bazı zihinlere de beton mu döküldü acaba. bazı vicdanları yağmur dahi yumuşatamıyor mu. bazıları da hiç olmamış. sertliğini ayarlayamamış. çamur olmaktan kurtulamamış mıydı. ne kadar da çamura bulanmıştı dünya aslında. ve yağmur ne güzel şeydi. bu güzellik galip gelerek. sevince boğdu. boğazına kadar çamura batmaktansa boğazına kadar sevince bulanmayı kim tercih etmezdi. şimdi. şu an bağırsa. bu tam da bir sevinç çığlığı olacaktı. sevindirici şeyler ile arasına engel koymak istemedi. şemsiyesi çantadaki yerinde kalakaldı. aslında bu sevince olabildiğince fazla şeyi ortak etmek gerekirken. şemsiyeyi bundan mahrum etmek. biraz bencilce idi. şemsiye olsan ve yağmurda kullanılmasan. hem kendi varlığını hem de sahibinin aklını sorgulamaz mısın. ancak sen şemsiyesin anlamazsın. yağmurluğu kıskanmakla kalır. o kadar da efektif bir alet olmadığını düşünemezsin. bisiklet sürerken bir işe yarama. iş yürümeye geldiğinde ise çantadaki yerini yadırga. bu olacak iş değil efendi. ya hep var olmalısın. ya da tercih edilmediğinde saygılı. şemsiyesine hazırlamış olduğu lafları ardı sıra söylemekten mutlu halde devam etti. zaten boğazına gelen sevinci taştı. tutamadı içinde. ve cılız bir kahkaha attı. herkes yerini bilecek diyerek bağırdı. döndü hangara baktı. bütün neşesi kaçtı. 

çantasında duran kitabını çıkardı. oldukça halis niyetle gerçekleşen bu eylem. kitabı felakete, eylemi de intihara sürükledi. kitap bir anda ıslandı. neredeyse kullanılamayacak bir hal aldı. her sevinç her şey ile paylaşılamıyor. sen ne anlarsın ki yağmurun hikmetinden diyerek kitabı aldığı yere bıraktı. bu defa da çantasında bulunan diğer eşyalar ıslandı. kimisi nemlenmek ile kaldı. şemsiye sırıttı. bana ait sevinçler. gelir beni bulur ey sahip diyerek bir anda açıldı. kendini göstermek. ifadesine anlam, düşüncelerine de eylem katmak niyetini açıkça ortaya koydu. bu hareket kitaba bir parça daha zarar verdi.  zaten yağmur damlaları marifetiyle yumuşamış sayfaların bir kısmı aniden dağıldı. okunamaz hale geldi. bir hareket başka bir şeyi ne kadar da çabuk yok edebiliyordu. yağmurun altında. bir hanımefendinin çantasında gerçekleşmiş olsa bile. bu yok ediş. o kadar barizdi ki. kitabın yazarının kemiklerinde hissedilen sızı. ancak köpeklerin duyabileceği şiddette yankılanmış. birkaç sokak öteden havlama sesleri duyulmuştu. aslında o kadar da yumuşamamak gerek diye düşünmeye başladı. düşünerek değil de görerek algılamanın dezavantajları. daha on adım atmadan kendini göstermişti. atomlar arasındaki mesafe korunarak kendini halden hale sokmamak daha mantıklı gelmeye başladı. üç beş sayfanın yok oluşu, buna şahit olanların mantığını etkilemeli idi en azından. boş yere yok olan bir şey söyleyin. boşa giden bir yok oluş hayal edin. ne kadar da kedere sevk edici. ne kadar da iç boğucu. 

şemsiyeyi eski konumuna getirdi. emniyetini sıkıca bağladı. benden habersiz tek bir hareket daha gerçekleştirirsen seni de yok ederim demekten kendini alamadı. ki hiç beklemediği bir karşılık gecikmedi. doğru düzgün bakımı yapılmayan. göz ardı edilen her şeyin. sürpriz felaketlere yol açacağını ön göremeyişinin sinirini benden çıkarma lütfen. ne kadar da nazik. ne kadar da kendini savunmaktan geri durmayan bir şemsiyeye sahip olduğunu fark etti. ve hiç aklında yokken. gereğinden fazla hak verdi şemsiyeye. gereği kadar olabilseydi bu hak veriş. bir nebze daha anlam katabilirdi kendine. ancak gerekliliği hesaplamak. her durumda. her şartta o kadar da mümkün olmuyor. hatta kendisine imkansız gözüküyordu. bu defa da gereklilikler gelmeye başladı gözünün önüne. birer ikişer sıralanıyorlardı. o kadar nizamiydi ki bu sıralanış. rahatsız oldu. anlık düzenden. dağılın diye bağırdı. hem de hiç gereği yokken. gözlerine kapayarak kurtulamayacağını bildiğinden. seslenmişti görüntülere. gidin lütfen. daha fazla gereklilik ile uğraşacak mecalim kalmadı. hiç adetleri olmadığı halde terk ettiler o diyarı. bir göz önünü diyar olarak kabul eden ne kadar gereklilik olabilir. sandığınızdan fazlaydı. abartılıydı. uçtu gitti hepsi. gerideki hangara belki. belki de daha uzaklara. mesafeyi kendileri tayin etti. ki kadın için mesafelerin önemi de yoktu. gitmeleri yetti. azına çoğuna bakmadı. yoluna devam etti.

her adımda farklı bir hengamenin içine düşmenin bezginliğiyle daha fazla yürümeme kararı aldı. hem yağmur da şiddetini artırmış. şemsiyesini kullanmayı aklından geçirmeye başlamıştı. inat etme gereğini hemen hemen bütün hücrelerinde hissederek. bir ağacın altında taksi beklemeye başladı. kaldı ki evine oldukça uzak bir yerdeki hangara bisikletini park etme kararı da yine bir inadın neticesiydi. ne vardı sanki. kendi dairesine yakın yerlerde. bisikletini bırakabileceği onlarca müsait yer varken. gelip de bu hangarı kullanmanın. ne zoru vardı. bir inat uğruna da olsa. aldığı karardan dönmemenin metanetiyle taksi beklemeye başladı. altına sığındığı ağaç da yağmurun hissedilebilir şiddetini hafife indirgemiş. neredeyse sen kararından dönme. ben sana kol kanat gererim. yağmurlar altında yaya da kalsan. ben imdadına yetişirim diyordu. bu sefer de sığınmak gücüne gitti. kararlarımın arkasında başka bir şeye sığınmadan da durabilmeliyim diyerek devam etti yoluna. birkaç adım sonra hasta olma endişesi baş gösterdi. ağacın altında tekrar döndü. kararlarından dönmeye alışma endişesi daha büyük boyutlara ulaştı. tekrar yola koyuldu. hastalıksa hastalık diyordu. beni yolumdan döndüremez. doğru bellediği yoldan dönmemek uğruna ölen var. bir gribin lafı olmaz diyerek motive etmeye çalışıyordu kendini. sürekli olarak. yedi adımda bir aralığında. bunları tekrar ederek. devam etti. kararlarının arkasında durma çabasına.

evine ulaşmak değil de. kararından dönmemek daha mutlu etmişti onu. içini sevince boğan yağmur. nelere sebep olmuştu. şemsiyesini yerine bıraktı. eline geçen ilk kuru şey ile önce kaşlarını sildi. daha rahat görebiliyordu artık. sonrasında saçını başını. çantasını. banyoya geçerek üzerindekileri çıkardı. dersini almıştı yaşananlardan. o ıslaklığı daha fazla şeye bulaştırmamak için bütün tedbirlerini de. kitabın akıbetine duyulan merak her şeyin ötesine geçmişti ki. koşarak çantasını eline aldı. çalışma masasını başına geldi. çantanın fermuarını odaya ulaşma gayretindeyken açmıştı bile. hatta göz ucuyla kitabın son durumunu da kontrole yeltenmişti. bu ilk başarısız girişimi değildi. son da olmayacaktı muhtemelen. kitabı masanın üzerine bıraktığında gördüklerine hem inanamadı hem de çok üzüldü. hayret mi üzüntü mü daha yoğundu derseniz. bana göre hayret her zaman üzüntünün bir tık üzerindedir. üzücü bir durum gördüğümde. her defasında. üzüntüden çok gördüğüm üzücü duruma nasıl gelindiğine hayret ederim. o kadar da olmaz denilen fantezi sınırlarını aşar. hayretimden üzüntümü unutur. teselli edici sözler derleme miktarım yeterli seviyeye ulaşmaz. gereğinden fazla yaptığım her şeyin diyetini gereğinden az miktardaki teselliler ile öderim. kitap tamamen kullanılamaz durumdaydı. kararımdan dönmemek için kocaman bir eseri yok etmiştim. üstelik bu kitap belki de taslaktı. eldeki tek örnekti. kütüphaneden ödünç aldığım çok kıymetli bir eserin. nadir bulunan bir tanesiydi. bu yok oluşun sorumlusu ben değildim. o hangarı oraya yapanlardı. uçak firmaları arasındaki rekabet. uçağa yatırım yapan sermaye kuruluşları. en başa gelirsek. uçmak ile kafayı bozan. insanoğlunun merakıydı.

2 yorum:

  1. Öyküyü çok sevdim. İçinde geçen bisiklet, şemsiye ve kitap benim hayatımda büyük bir önem taşıyor. Ayrıca "şemsiye olsan ve yağmurda kullanılmasan. hem kendi varlığını hem de sahibinin aklını sorgulamaz mısın. ancak sen şemsiyesin anlamazsın. " satırlarına bayıldım. Kalemine sağlık.

    YanıtlaSil