1 Mart 2017 Çarşamba

democracy

eğmesene lan başını diye bağırdı. kükredi hatta. ve hatta duyabilecek kulakların tamamı duydu bunu. çevredeki insanların iki katı kadar kulak işitti olanları. aynı sayıda gözün şahit olamadığı bir bağrışma yankılandı sokaklarda. eğmeyeceksin olum bu başını diye yineledi. aynı şeyi elli kere söyletme işte. dik dursana be adam. önce burnunu sildi. akabinde kafasını kaldırmasını bekledi herkes. kulaklar sana ne be adamı bekledi. sana ne oluyor sanki. istediğim şekilde devam ederim hayatıma. bunlar da beklendi. zihinlerde oluştu birkaç cümle. ancak her zaman olduğu gibi beklenen olmadı.
iyice sildi burnunu. sadece içini de değil ayrıca. başın konumundan olsa gerek. burnunun ucuna gelen bir iki damlayı da çaktırmadan yok etti. aklınca. hıçkırıklarını biraz daha bastırma umuduyla derinden bir iç çekti. kafasını kaldırmadan. gözlerini dikti. ne dediği anlaşılmayan bakışlardan değildi ki bunlar. çaresizliğin bütün mevcudiyetini barındırıyordu içerisinde. hem anlık hem de sonsuz bir bakış atmıştı. belki kasten. belki de haberi bile yokken. sonra bir şeyler söylemeye çalıştı. ufak cızırtılar çıkabildi yalnızca ağzından. ve şu kelime işitildi. olayın akışına kapılan herkes tarafından. su. su verir misiniz bana. bir yudum çok değil. su lütfen. hanımefendinin biri alelacele bir şişe çıkardı çantasından. şunu uzatın yavrum çocukcağıza yazık diyerek sundu. suyunu. üzüntü ile acı sınırında. kahrolma hizasında. ve çaresizliğe çare olamama utancında bir şeyler hissederek. suyu uzattı. hanımefendiden şişeyi alarak. bu arada kapağını açma jestini gerçekleştirmeyi ihmal etmedi. gözlerini kısarak tam da tarifi yapılamayacak bir mimiğe bürünmüştü suratı. su mu yani. bunu mu yapabiliyoruz sadece. kim eğer ki ulan bir başı diye isyan ediyordu. ve bu isyan kendince olmasa da içindendi. herkesin ortak isyanını kendi içine hapseden biriydi işte. şişe gitti. görevi de bitti. ahlakın son zerreleri de demlendi. açık oluyordu şu sıralar. demini alamayan bir ahlak düşünün. suyunu kaynatmadan demlenen bir ahlak. nihayetinde şişe ulaştı. ve bu süre zarfı içerisinde. burnu çoktan tekrar aktı. bir elinde peçetesi diğerinde su şişesi. başı eğik bir çocuk. kalabalık diye tabir edilen çokluğun arasında kalakaldı. neden varsınız. neden çoksunuz. ve neden kendinize kalabalık diyorsunuz. sayın hiçbir şey yapmadan izleyen insanlar. böyle bir anons gelir mi diye bekledi kulaklar. gözler hoparlör aradı. beyin tepki vermek için şu saatten sonra yönlendirilmeye muhtaçtı. iki yudum içti suyundan. ne sesten haber vardı ne de belediyenin hoparlöre harcayacak parası. bir süre bekledi. kalabalık bir de gürültü eklemişti bünyesine. herkes birbirine ne olduğunu soruyordu. bir çocuğun başını bükebilecek ne olabilir lan bu dünyada. nedir derdiniz. bir bitmediniz. bir yudum daha aldı suyundan. daha az telaşlı bir yudum. daha çok susuzluğu gideren bir yudumdu. başını kaldırmadan şişeyi aldığı yöne doğru uzattı. ucuna bir teşekkür. içine de bir iki damla göz yaşı iliştirdi. son ve daha derin bir nefes alarak kaldırdı başını. işte tam da o anda. yine ilk ses duyuldu. eğmesene olum başını. dik duracaksın bu hayatta. söyle bakalım derdini. sadece şu cümle çıktı ağızdan. gözler şahit oldu. kulaklar işitti. aniden hoparlörler belirdi etrafta. bütün şehirde yankılandı. amca. dik durursam sığmam diye korkuyorum. bu dünyaya. akıllar durdu o anda. vicdan devreye girdi. kanlar çekildi. suratların benzi attı. eller titredi hafiften. gözler doldu ister istemez. kimi alıp başını gitti oradan. yeterince çekici bulmadı söylenenleri. daha aktif bir şeyler bekliyorlardı belki. daha agresif. daha az naif. daha şiddet meyilli. ve bu gerçekten hayret verici ama daha eğlenceli şeyler bekliyor olmalıydılar. kendi saçmasapanlıklarından bir haber.  işine gücüne devam etti bir kısım insanlar. daha duyarlı olanlar üç beş dakika daha bekledi. daha da duyarlı gözükmek isteyenler birkaç dakika daha ekledi. sonunda yine yalnız kaldı. eğdi başını. gerçekten merak edilmeyen soruları neden sorar ki insanlar. neden aniden kalabalık olurlar. gerçekten ilgilenmedikleri herhangi bir şey için. görünmek bu denli mi önemli. şahit olmak bu derece mi mühim. kalabalıklar nasıl bu kadar sessiz. ve bir çocuğun başı nasıl bu kadar eğik olabilir ulan. kaldır başını. yoksa ben kaldırmasını bilirim. kalem elimde. bilgisayar gördün mü bilmiyorum ama klavye denilen şey de parmaklarıma amade. ya kendin kaldırırsın o başı. ya da ben yarın tekrar ziyaret ederim bu sayfayı. şunu da unutma. ben kalabalığa benzemem. yanından hiç ayrılmam. sen gitmek istesen bile alıkoyarım. hürriyetini tahdit ederim gerekirse. hadi. gel benimle.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder