28 Şubat 2017 Salı

e

şakaklarının iki yanına kırlar serpilmiş. dört köşeli bir kırsalı andıran kafasından hafifçe süzülen teri sildi önce. bütün işini gücünü bırakıp da teri silmeli işte. garip bir motivasyonu var. bu ter silme işinin. vücut sanki kendine kanıtlar gibi. çalıştığını. meşguliyetini. kısacık bir an da olsa kat ettiğin mesafeyi düşünmek için tahsis edilen bu süreci, olabildiğince iyi değerlendirmeli. doğru noktalara temas edilerek hız, zamana bölündüğünde. optimum mesafeye ulaşılmalı. en azından başladığı noktadan hali hazırda bulunduğu konuma kadar gelebilmeli insan. elinde olmayan ve de olamayacak olan belirlenmiş periyotları fırsata çevirerek yoluna devam etmeli. ve gereklilik kipi hak ettiği değeri görmeli. mendilini cebine koydu. bunun için biraz acele ediyordu. elimle silse idim sanırım biraz daha zaman kazanmış olur. bu sayede işim daha erken biter. ben de daha önce ayrılabilirdim bu masadan diye düşünerek. mendili katlamadan cebine koydu. katlasa idi eğer daha da fazla zaman kaybedeceğinden çekiniyordu. öyle pek fazla çekimser biri sayılmasa da zaman konusunda çok titizdi. ve titizlik bazen insanı çekimser olmaya zorluyor. yapmak istediklerine engel oluyor. sandalyesini çok az sağa kaydırdı. yeleğini hafifçe düzeltti. gözlüğünü biraz daha itti yukarı doğru. burnu ile alnının birleştiği yerde yıllardır oluşan iz hizasına getirdi. hem gözlük hem de kendisi hissedilemeyecek bir rahatlığa kavuştu. refleksler biraz da böyle işte. çaktırmadan gelir kurulur bünyeye. daktilosunu kendine doğru çekti. hangi kelimede kaldığına baktı. hangi cümlede kaldığına baktı sonra. yine de hatırlayamadı. ne hakkındaydı yazdıkları. şaryodan kağıdı çıkarıp tekrar tekrar okuması gerekecekti bütün yazdıklarını. olacak oluyor işte diye geçirdi içinden. kaybedecek zamanımız varmış. ve madem öyle. aklının takılıp da kaldığı. elinin sürekli cebine gitmesine sebep olan mendili çıkardı. güzelce katladı. yavaşça ve dikkatlice tekrar cebine koydu. her şey yerli yerinde ve her şey uygun düştüğü ölçüde olmalıydı. matematiğe inancım giderek azaldı. matematiğin biraz haylaz biraz da yalnız bırakan elemanı. bir eksiltmesi gerekirken yapayalnız bırakanım. çok fazla matematik yazmışım diyerek kağıdı buruşturdu. çok fazla yalnız kalmışım diyerek kağıdı çöpe atmadı. yanına bıraktı. kısa süreliğine de olsa kağıda baktı. çok fazla kağıt buruşturmaya başladım diyerek eline aldı. sonra açtı kağıdı tekrar. buruşturulduktan sonra tekrar açılan kağıt ifadesine daldı gözleri. bu denli de olsa iz bırakabilmek adına yazmalıyım. ifadenin sonsuzluğuna bir eklenerek hem yok olmalı hem de sonsuzluğa dahil olmalıyım dedi. ve artık içinden söylemiyordu bunları. kısık sesle. ve giderek artan bir şiddetle. beni de alın aranıza lütfen. ifadesel sonsuzluk. yalvarıyorum size. bağırmaya başladığını fark ettiğinde hemen bıraktı konuşmayı. kenarda duran kağıtlardan bir tanesini alarak güzelce yerleştirdi yerine. sanırım bir karakter oluşturmak gerek. içinden geçenleri söylemek için oluşturulmuş bir karaktere ihtiyaç duymak acınası olsa da bazı zamanlar sahiden gerek. yazmak istediklerimi daha rahat ve daha az kendimle çelişerek yazmak için bir karaktere ihtiyaç duyuyorum. hem ben yazıyorum hem de bütün sorumluluğu karaktere yüklüyorum. sorumluluk almaktan kaçınan biri olmasam da iş ifade etmeye geldiğinde titizlik kaynaklı çekimserlik kendini gösteriyor. onu da geçtim gelip de gözümün önünde beliriyor. görmezden gelemiyorum. ancak karakter öyle mi. iki yıl sonra okusam bile bak neler söylüyor diyebilirim. raskolnikov mu yoksa dostoyevski mi daha sorumluluk sahibi sizce. suçsuz bir insanı öldürmekte. hem söyleyeceklerime sahip çıkacak hem de bütün sorumluluğu üzerine alacak bir karakter bulmak oldukça zor. ki bundan hiç haberi olmayacak oluşturacağım karakterin. mevsimlerce yaşasa da. iyi tarafından baktığında ölümsüz bile olsa. haberdar olmayacak. yaratıcısından. bu en acıklı şey olsa g. tam burada tırnağı kırılıyor. kaç kere de söyledi oysa kendi kendine. sinirli şekilde oturduğun vakit daktilonun başına. tırnaklarını kontrol etmeyi ihmal etme. e harfini dünyaya duyurmaya yarayan tuşun kenarından aldı kırılan tırnak parçasını. ayağa kalktı. 


her ne hikmetse. çöp kutusunun az üstüne bir ayna yerleştirmişti. hayatından çıkardığı şeyleri çöpe atarken kendi yüz ifadesine bakıyordu. emin olamaz ise. eğer. hayatından çıkarmak istediğine. tekrar geldiği yere dönüyordu. bunu da nereden çıkardığını tam olarak bilmese de. pişman olmayı sıfıra indirme gayretlerinin bir sonucu olduğu kesindi. kendi yüzüne bakmadan emin olamamanın cefası belki de. nihayetinde bir aynası vardı. mutfağın köşesinde duran çöp kutusunun az üzerinde. tam olarak göz hizasına bile takmamıştı. hafifçe eğilerek attığından mıdır çöpleri bilinmez ama hafifçe eğildiğinde yüz hizasına gelecek şekilde ayarlamıştı. yaşlılığı hiç hesaba katmadığı buradan belliydi daha. on yıl sonra eğilerek çöp atabileceğinin garantisini kim verebilir. hakikaten. bunlar göz ardı edilmemeli. ve gereklilik kipinin kıymeti bilinmeli. 



odasına döndüğünde ne kadar havasız bir ortamda çalıştığına ve buna rağmen hiç baş ağrısı çekmemesine şaşırdı. gitti pencereyi açtı önce. sonra sandalyesinin kenarına oturdu. ne yazdığını yine unutmuştu. kağıdı şaryodan ayırdı. gülmeye başladı. beyne oksijen gitmediği besbelli. bunlar yazmayı bırak akıldan geçmeyi dahi hak etmiyor diyerek. kağıdı buruşturdu. yanına koydu. aynaya bakmaya gerek duymadan hayatından çıkarmayı istemediğine karar vermişti. ne kadar da ikircikli. ne kadar da değişken olduğunu. hayatındaki her şeye karşı aynı mesafede kalamadığını. anladı. aslında yazmak zorunda da değilim. olmuyor ki olacak gibi de değil zaten. belki bir on sene sonra yeniden deneyebilirim. hatta o vakte kadar kısa notlar alarak tekrara düşme kısmını azaltır. farkındalığımı artırır. bir miktar imla öğrenir. kalemimi kuvvetlenir. döner gelirim. bu masanın başına. daktilomu çıkarır. önce tırnaklarımı keserim bu sandalyenin üzerinde. sonra da yazmaya başlarım. pencereden gelen hava zihnimi açtı diye sevinerek daktilonun çantasını aramaya gitti. 

4 yorum:

  1. Virgülün de bir sebebi vardı üstelik. Var olmasını seviyordu belki de. Yeri geldiğinde gösterseydi kendini...

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. bir insan hayatında bununla ne kadar karşılaşılabilir bilmiyorum ama ben bu üç cümleyi yazının sonuna yazmayı çok düşündüm. siz daha yorumu yapmadan önce. şu an hayretler içerisindeyim.

      üstelik. virgül de bir sebep sahibiydi. var olmayı seviyordu belki de. ki kime ne. yeri geldiğinde gösterir kendini.

      Sil
    2. Eyvah gizli yeteneğim ifşa oldu. Ben zihin okuyorum.:))

      Sil
    3. ben de yavaş yavaş korkmaya başlıyorum. :))

      Sil